çiçeklerin büyümesini izlemektir
mektup yazmaktır
hep O'nu düşünmektir
birlikte vakit geçirmektir
dalgaların sesidir SEVGİ
kuşların kırıntıları yiyişini izlemektir
birlikte AYNI yöne bakmaktır
eşit olmaktır
vahşi dalgalara yelken açmaktır
yağmura aldırmadan yürümektir
uçurmaktır sevdiğini
piknik yapmaktır
yanağını okşamaktır
ve küçük bir busedir
.
çiçeklerin büyümesini izlemektir
mektup yazmaktır
hep O'nu düşünmektir
birlikte vakit geçirmektir
dalgaların sesidir SEVGİ
kuşların kırıntıları yiyişini izlemektir
birlikte AYNI yöne bakmaktır
eşit olmaktır
vahşi dalgalara yelken açmaktır
yağmura aldırmadan yürümektir
uçurmaktır sevdiğini
piknik yapmaktır
yanağını okşamaktır
ve küçük bir busedir
.

Hayat suyu, bana uzak dursun...
Ne çıkar;
Has bahçenin gülü olmasam...?
Hercailiğim hayatın olsun;
Menekşenin, moru bana kalsın...
ENNA
.
Söz desem, yüreğime değer;
Göz desem, gönülden ırak;
Dost desem, hiç yok; umut gibi...
Ben desem, bana tuzak;
Uzak, çok uzak çocukluğum;
Rüzgarda savrulan kuru bir yaprak;
ENNA


Kuru yaprak, suya düşer...
Yüreğime,ayrılığın ağırlığı demirler...
Sesim, kâfi gelmez ses vermeye;
"Kuyunun en dibindeyim" demeye...
Bilmez, gidenler "onlardan" eksildiğimi...
Görmez kalanlar, dara'dan düştüğümü...
ENNA

Çocuk olsam şaşırsam,azıcık şeyden mutlu olsam...
şımarıp, herkese küssem; şeker alınca barışsam...
hiç ağlamayıp, mahzun durmasam
herkes sevimli yüzüme baksa, başımı okşayıp sevse...
"sen, kimin kızısın"diye sorunca:
"annemle babamın kızıyım" desem hınzırca bir tebessümle...
etrafıma bakınca hep mutlu edecek, yaramazlık yapacak ve
her davranışımı çocukluğuma verecek nedenler olsa...
hiç büyümesem;
anne babamın kanatları altında korunsam hayattan...
Yoruldum büyük olmaktan ve hatta; sıkıldım da bu halimden...
hayatın bana hiç hoş süprizi olmayacak mı ?...
bir yerlere mi saklansam...? birileri bana:
"hadi ENNA mutlu olacağın bir şeyler oldu.
Nereye saklandıysan, çabuk çık!.."
Der mi, acaba...?
ENNA (10.05.07 /18.00)
.
Hoşgeldin, özlemle beklenen yaşam...
Sabrın kuru dalları; baharın müjdecisi oldu...
Hoşgeldin tomurcuğa duran dal;
Ve, tomurcuğa can; çiğ tanesi...
İnsanlara sabrı, öğrettiniz...
ENNA
.Yüzüm yüzüne, gözüm gözüne değmedi hiç...
Ne sözüm söznüne ne de, gönlüm gönlüne yakın geçmedi...
Ne seni aradım, ne de beni bulmanıı istemedim hiç...
Karşılaşmayı, rastlaşmayı, tesadüfü bekledim...
Karşılaşmadık, rastlaşmadık
Ve hiç; yan yana gelmedik...
Sensizim demek, bencillik...
Bensizsin demek, haddim değil...
Dedim ya, aslında biz hiç tanışmadık;
Ve, hiç ayrılmadık...
Senden habersiz seni, düşünmek haksızlık...
Benden habersiz, seviyorsan beni;
Bana yazık...
ENNA (16.10.06/ 14.50)

İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu,yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü.Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne de dün!
Can Dündar
.« Önceki ::